Saat 08.00 gibi kalkıyoruz, daha doğrusu ben kalkıyorum. Arda bir saat öncesinden uyanmış ve fotoğraf çekmeye başlamış bile! Bugünkü hedefimiz Sarıbelen köyü. Bezirgan üzerinden akşama doğru Sarıbelen’e ulaşıp orada konaklamak istiyoruz. Dün aldığımız malzemelerle kahvaltımız yaparak, yol için gereken yollukları da hazırlayarak 09.30 gibi yola koyuluyoruz. Bugünün esas sürprizini ise nam-ı diğer “ateşlerin efendisi” Bora yapıyor. Ayrı şehirlerde birbirimizden habersiz Likya planları yapmışız meğer. O da Kaş’tan gelip bizi katılacak ve bundan böyle beraber yürüyeceğiz.
Yola çıkmamızla tırmanmaya başlamamız bir oluyor. Dün yaptığımız hesaplara göre neredeyse 500m tırmanacağız. Patika döne döne bizi yükseklere doğru çıkarıyorsa da tırmandıkça manzara güzelleşiyor. Tırmanış ve sıcak var ama yolun esas zorluğu zemindeki taş ve kaya parçalarında üzerinde yürümek. Molalarla birlikte geçen bir buçuk saatten sonra bir miktar düzlük ve bitki örtüsü ile beraber yeşillik başlıyor.
Bu esnada Bezirgan’da buluşacağımızı beklediğimiz Bora dostumuz bir haftalık yürüyüş kondisyonu ile arkamızdan adeta teke gibi gelerek bizi yakalıyor ve kavuşuyoruz. Tam düze çıktık derken yeniden tırmanmaya başlıyoruz, neyse ki bu sefer yol insaflı. Saat 12.00 gibi yeniden düzlüklerin başlamasıyla biz de ufak bir sarnıcın dibinde bir yandan yorgunluk atıyoruz diğer yandan nevalelerimizi gömüyoruz.
Çok kısa bir süre sonra Bezirgan köyü girişinde bulunan, Karadeniz bölgesinde bulunan serenderlere benzeyen, tahıl depolarına ulaşıyoruz. Tepelerin arasında kalan geniş düzlüğe kurmuşlar köyü. Düzlüğün ortasında bulunan kocaman ağacın altındaki koyunlar görülmeye değerdi. Köyde birbirinden epeyce uzakta 2 kahve ve 2 cami bulunmakta. Likya Yolu üzerinde, köy çıkışına yakın yerde bulunan kahvenin yanında bakkal da mevcut. Biz de öğle yemeği için bakkaldan bir şeyler alarak hemen karşıda, caminin yanında bulunan çardağa geçiyoruz. Burası konaklamak ya da öğle molası vermek için ideal. Ağaç altı, zemin yüksek ve tahta, gölge, karşıda bakkal, yan tarafta caminin tuvaleti de var… Daha ne olsun!
Bu esnada Bezirgan’da buluşacağımızı beklediğimiz Bora dostumuz bir haftalık yürüyüş kondisyonu ile arkamızdan adeta teke gibi gelerek bizi yakalıyor ve kavuşuyoruz. Tam düze çıktık derken yeniden tırmanmaya başlıyoruz, neyse ki bu sefer yol insaflı. Saat 12.00 gibi yeniden düzlüklerin başlamasıyla biz de ufak bir sarnıcın dibinde bir yandan yorgunluk atıyoruz diğer yandan nevalelerimizi gömüyoruz.
Çok kısa bir süre sonra Bezirgan köyü girişinde bulunan, Karadeniz bölgesinde bulunan serenderlere benzeyen, tahıl depolarına ulaşıyoruz. Tepelerin arasında kalan geniş düzlüğe kurmuşlar köyü. Düzlüğün ortasında bulunan kocaman ağacın altındaki koyunlar görülmeye değerdi. Köyde birbirinden epeyce uzakta 2 kahve ve 2 cami bulunmakta. Likya Yolu üzerinde, köy çıkışına yakın yerde bulunan kahvenin yanında bakkal da mevcut. Biz de öğle yemeği için bakkaldan bir şeyler alarak hemen karşıda, caminin yanında bulunan çardağa geçiyoruz. Burası konaklamak ya da öğle molası vermek için ideal. Ağaç altı, zemin yüksek ve tahta, gölge, karşıda bakkal, yan tarafta caminin tuvaleti de var… Daha ne olsun!
Hazırlıklarımızı yapıp saat 15.00 gibi yola koyuluyoruz. Bakkalın hemen ilerisinde, köyün bu tarafında kalan çıkışında Likya Yolu tabelaları hemen karşımıza çıkıyor ve Sarıbelen yönüne doğru yürümeye başlıyoruz. Yol dümdüz, sağımızda yeşil mi yeşil tarlalar, solumuzda ise dik yamaçları bulunan tepeler eşliğinde, selfie geyikleri yaparak yürürken bir süre sonra işaretlerin olmadığının farkın varıyoruz ama iş işten geçiyor tabi. Yaklaşık 2 km gelmişken geri dönmek zorunda kalarak, sağlı sollu köy evlerinin içerisinden geçen rotaya bağlanıyoruz. Köyden çıkan yol bizi ufak bir eğime sahip köy yoluna sokuyor ve sağ tarafımızda kalan Bezirgan düzlüğü eşliğinde devam ediyoruz.
Akabinde ise bir anda sol taraftan tepeye doğru hunharca tırmanmaya başlıyoruz. Bu dik tırmanış bizi epeyce yoruyor. Zor da olsa Yumrutepe tabelasının bulunduğu, tepe noktasındaki ana yola çıkabiliyoruz. Çıkış zorluydu ama arkamızda kalan köy manzarası müthişti. Bir miktar ana yoldan gittikten sonra, tepeleri dolanarak Yumrutepe’ye çıkan köy yoluna tekrardan bağlanıyoruz. Sonrasında rota bizi şimdiye kadar gördüğümüz en keyifsiz (en hafif tabirle) yoldan aşağıya, öncesinde tepe noktasında bağlandığımız ana yola indiriyor. Bilemiyorum başka bir yol var mı bu kısım için ama, ne yapın ne edin içerisinde çöplerin, hafriyatın ve bolca hayvan kemiklerinin vb. olduğu bu kısımdan mümkünse geçmeyin! Ana yola yaklaştıkça nihayet yol düzelmeye başlıyor. Yolun diğer tarafındaki düzlüklerde, otlayan koyunların yanında mola vererek soluklanıyoruz.
Akabinde ise bir anda sol taraftan tepeye doğru hunharca tırmanmaya başlıyoruz. Bu dik tırmanış bizi epeyce yoruyor. Zor da olsa Yumrutepe tabelasının bulunduğu, tepe noktasındaki ana yola çıkabiliyoruz. Çıkış zorluydu ama arkamızda kalan köy manzarası müthişti. Bir miktar ana yoldan gittikten sonra, tepeleri dolanarak Yumrutepe’ye çıkan köy yoluna tekrardan bağlanıyoruz. Sonrasında rota bizi şimdiye kadar gördüğümüz en keyifsiz (en hafif tabirle) yoldan aşağıya, öncesinde tepe noktasında bağlandığımız ana yola indiriyor. Bilemiyorum başka bir yol var mı bu kısım için ama, ne yapın ne edin içerisinde çöplerin, hafriyatın ve bolca hayvan kemiklerinin vb. olduğu bu kısımdan mümkünse geçmeyin! Ana yola yaklaştıkça nihayet yol düzelmeye başlıyor. Yolun diğer tarafındaki düzlüklerde, otlayan koyunların yanında mola vererek soluklanıyoruz.
Rotamıza göre Sarıbelen yakınlarda olması lazım ama görünen bir yerleşim yeri yok çevrede. İşaretler bizi düzlükten tepeye doğru götürürken, adının Neşet olduğunu öğrendiğimiz bir köylü yanımıza geliyor ve kendi kullandığı patika yolu kullanarak bizi Sarıbelen’e çıkarıyor. 18.30 gibi köyün girişine varabiliyoruz. Köy yolunda yürürken bir yandan da Neşet’le sohbet ediyoruz. Sağ olsun bize kamp yapmak için en uygun yer olan köyün girişinde bulunan çeşmenin arkasını gösteriyor.
Sonrasında hızlıca çadırlarımızı kurup, akşam yemeği için malzeme ve bira almak için Bora ve ben köyün merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Kamp yaptığımız yerle marketlerin ve köy kahvelerinin olduğu yer arasında nereden baksanız 1 km var. Bira almak için bizi Akif’in Yeri’ne yönlendiriyorlar. Biramızı alıp dönelim derken, içerisinde orjinal ve otantik eşyaların olduğu bu alkollü köy kıraathanesinde yiyelim içelim diyoruz. Çadırlın yanında bekleyen Arda’nın da fikrini alacağız ama yanımıza telefon almayı unutmuşuz. O kadar yorgunluğa rağmen Bora Arda’ya haber vermek için tekrar yola çıkmışken ben de Akif abinin birasını abu hayat suyu bulmuşçasına kana kana içiyorum. Arda da geldikten sonra sağ olsun Akif abi ne varsa önümüze koyuyor bu şirin yerde. Yerken ve içerken köy ahalisi ile bir güzel sohbet ve muhabbet… Unutmak mümkün değil. Akif abi sınırlı malzemeyle öyle bir piyaz yapıyor ki mutlak tatmak gerekiyor. Bir yandan da Ahmet Kaya çalıyor bize, sobada çayımız demleniyor, değmeyin keyfimize! Neredeyse 6 saatlik bir çilingir masası ortamından sonra, çakır keyif bir şekilde çadırlarımıza gitmek için ayrılıyoruz Akif abinin teknesinden. Dostlar, güzel insan Akif abinin işlettiği bu güzel yere muhakkak uğramaya çalışın. Akif abi, geleceklerin sabahtan araması durumunda istenilen her şeyi tedarik edebileceğinden bahsetti bize. Bu da numarası: 0553 2980877
Sonrasında hızlıca çadırlarımızı kurup, akşam yemeği için malzeme ve bira almak için Bora ve ben köyün merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Kamp yaptığımız yerle marketlerin ve köy kahvelerinin olduğu yer arasında nereden baksanız 1 km var. Bira almak için bizi Akif’in Yeri’ne yönlendiriyorlar. Biramızı alıp dönelim derken, içerisinde orjinal ve otantik eşyaların olduğu bu alkollü köy kıraathanesinde yiyelim içelim diyoruz. Çadırlın yanında bekleyen Arda’nın da fikrini alacağız ama yanımıza telefon almayı unutmuşuz. O kadar yorgunluğa rağmen Bora Arda’ya haber vermek için tekrar yola çıkmışken ben de Akif abinin birasını abu hayat suyu bulmuşçasına kana kana içiyorum. Arda da geldikten sonra sağ olsun Akif abi ne varsa önümüze koyuyor bu şirin yerde. Yerken ve içerken köy ahalisi ile bir güzel sohbet ve muhabbet… Unutmak mümkün değil. Akif abi sınırlı malzemeyle öyle bir piyaz yapıyor ki mutlak tatmak gerekiyor. Bir yandan da Ahmet Kaya çalıyor bize, sobada çayımız demleniyor, değmeyin keyfimize! Neredeyse 6 saatlik bir çilingir masası ortamından sonra, çakır keyif bir şekilde çadırlarımıza gitmek için ayrılıyoruz Akif abinin teknesinden. Dostlar, güzel insan Akif abinin işlettiği bu güzel yere muhakkak uğramaya çalışın. Akif abi, geleceklerin sabahtan araması durumunda istenilen her şeyi tedarik edebileceğinden bahsetti bize. Bu da numarası: 0553 2980877
Rota:



Yorumlar
Yorum Gönder