Sabah 10.00 gibi uyanıyoruz Sarıbelen’de ama o kafayla gece çadıra nasıl geldik, yattık, uyuduk hiçbirimiz hatırlamıyoruz. Tahmin edileceği üzere kafamız davul gibi ve üzerimizden dozer geçmiş gibi hissediyoruz kendimizi. Dünden aldığımız malzemelerle, sucuk eşliğinde kahvaltımızı yapıp toparlanıyoruz.
Arkamızda hiç unutulmayacak anlar ve güzel insanlar bırakarak 11.30 gibi geç bir saatte ayrılıyoruz Sarıbelen’den. Normalde rota, köy merkezine doğru giden yoldan sağa, ağaçların arasına giren bir patika yoldan devam ediyor ama biz bir miktar tembellik ederek kaldığımız çeşmenin karşısındaki köy yolundan 1,2 km giderek bağlanıyoruz. Rotaya girmeden sağ tarafımızda Moonstone House adında bir pansiyon da görüyoruz. Sonrasında yavaş yavaş yükselmeye başlıyoruz. Sağ tarafımızda beliren muazzam Akdeniz manzarası keyfimizi yerine getiriyor.
Arkamızda hiç unutulmayacak anlar ve güzel insanlar bırakarak 11.30 gibi geç bir saatte ayrılıyoruz Sarıbelen’den. Normalde rota, köy merkezine doğru giden yoldan sağa, ağaçların arasına giren bir patika yoldan devam ediyor ama biz bir miktar tembellik ederek kaldığımız çeşmenin karşısındaki köy yolundan 1,2 km giderek bağlanıyoruz. Rotaya girmeden sağ tarafımızda Moonstone House adında bir pansiyon da görüyoruz. Sonrasında yavaş yavaş yükselmeye başlıyoruz. Sağ tarafımızda beliren muazzam Akdeniz manzarası keyfimizi yerine getiriyor.
Yol çok ama çok güzel, Kaş-Kalkan tarafındaki adacıklar, karayolu neredeyse ayaklarımızın altında kalıyor. Bu arada düzlüklere doğru ve çok hafif iniş çıkışlara da başlıyoruz. Gökçeören’e kadar rota üzerinde su bulunmadığını bildiğimizden, su tüketimi konusunda hem tedarikli hem de dikkatliyiz. Derken, bir adam boyu çapında, top gibi kayanın yanından geçerek çok keyifli bir patikaya giriyoruz. O patika bizi muazzam düzlükler manzarasına sahip kayalıklara çıkarıyor. Sol taraftan patikaya devam ettiğinizde zaten bu düzlüklere inmeye başlıyorsunuz. Düzlüklerin bir yerinde yaşlı ama çok dinç karı-kocanın küçük çiftliğine varıyoruz ve teyzenin keçi sütünden ayran teklifini geri çevirmeden molamızı veriyoruz. Çiftlikte elektrik yok. Geçen senelerde oğulları buzdolabı için güneş enerjisi paneli takmış, o kadar. Mis gibi ayranlarımızı içerken keçileri otlatan amca da geliyor çiftliğe. Zeytinyağının faydaları ve nasıl tüketilmesi gerektiği ile ilgili bize güzel bir de ders veriyor. Saat 15.00 gibi ayrılıyoruz çiftlikten.
Düzlük ve otlayan keçi sürüsü manzarasını arkamıza alarak hafiften yükseliyoruz. Sonrasında çimenlerin, zeytin ağaçlarının arasından kayalıklara ulaşıyoruz. Bizi Gökçeören’e indirecek olan bu kayalıklardan dikkatlice iniş yapıyoruz. Kayalıklardan inmesine iniyoruz ama dünkü Sarıbelen’e inişten itibaren dizindeki eski problemi nüks eden Arda artık epeyce zorlanıyor. Köyün girişinde tabiri caiz ise; pusuya yatmış bizi bekleyen Hüseyin Yılmaz’la tanışıyoruz. Hem bir şeyler yemek hem de Arda’nın durumunu netleştirmek için vakit kaybetmeden arabasıyla Hüseyin Yılmaz’ın işlettiği pansiyona doğru gidiyoruz.
Düzlük ve otlayan keçi sürüsü manzarasını arkamıza alarak hafiften yükseliyoruz. Sonrasında çimenlerin, zeytin ağaçlarının arasından kayalıklara ulaşıyoruz. Bizi Gökçeören’e indirecek olan bu kayalıklardan dikkatlice iniş yapıyoruz. Kayalıklardan inmesine iniyoruz ama dünkü Sarıbelen’e inişten itibaren dizindeki eski problemi nüks eden Arda artık epeyce zorlanıyor. Köyün girişinde tabiri caiz ise; pusuya yatmış bizi bekleyen Hüseyin Yılmaz’la tanışıyoruz. Hem bir şeyler yemek hem de Arda’nın durumunu netleştirmek için vakit kaybetmeden arabasıyla Hüseyin Yılmaz’ın işlettiği pansiyona doğru gidiyoruz.
Nasıl acıktıysak artık; pansiyonda taze fasulye, pilav, çorba ve salatadan oluşan güzelim ev yemeklerini bir çırpıda bitiriyoruz. Sonrasında planımızı yaparak hazırlanmaya başlıyoruz. Planımız şu şekilde: Çekilmez hale gelen diz ağrısı yüzünden Arda’nın devam etmesi mümkün değil. Bundan dolayı Arda Hüseyin Yılmaz’ın arabasıyla direkt Kaş’a gidecek ve bizi bekleyecek, biz de aynı arabaya binerek, Yeniköy’den sonraki yol ayrımında ineceğiz (likya rotasını bir miktar değiştirerek). Sonrasında da uygun bir yere çadır atarak, Pınarbaşı ve Çukurbağ’a uğramadan bir sonraki gün Kaş’a ineceğiz (İzlediğimiz rotayı bir sonraki sayfada bulabilirsiniz).
Yeniköy’den sonraki yol ayrımında, Arda ile yarın için sözleşerek, Bora ve ben iniyoruz. Tahminlerimize göre yaklaşık 2 km sonra sağda bir patika olması gerekiyor, biz de yürümeye başlıyoruz. Tam bu sırada bir traktör geliyor arkamızdan ben de fırsattan istifade otostop çekiyorum. Bizim için duran traktörün römorkuna karga tulumba atlıyoruz. Yol ayrımına geldiğimizde teşekkür ederek iniyoruz. Çantalarımızı yüklenip ormanın içerisine doğru kıvrılan patikadan yürümeye başlıyoruz. Saat 19.00 olduğundan yarım saat içerisinde konaklamak için uygun bir yerler bulmamız gerekiyor. Patika haricinde bir düzlük arıyoruz, fakat bulamıyoruz. Her yer ağaç. En sonunda hafiften inişe başladığı ve genişlediği bir yere, patikanın kenarına çadırımızı kurmaya karar veriyoruz. Üstümüzü değiştirip kamp moduna geçiyoruz. Birimiz çadırı düzenlerken diğerimiz ise kamp ateşi için taş ve kütük topluyor. Ateşin başına oturup yolluklarımızı gömüyoruz. Sonrasında ise kahvelerimizi dost muhabbeti ile birlikte yudumluyoruz. Gürültüsüz, insansız, tasasız geçen zamandan sonra, kocaman orman ailesinin bir parçası olduğumuzun idrakından sonra, o kadar huzurlu hissediyoruz ki kendimizi, tarifi pek mümkün değil açıkçası…
Rota:
Rota:








Yorumlar
Yorum Gönder