7.30 gibi uyandık, hızlıca hazırlandık. Uyandığımızda gece başlayan yağmur hala devam ediyordu. Kahvaltı sırasında rotamıza ve hava durumuna bakarak hızlıca bir değerlendirme yaptık. 8.30 gibi yağmurun dinmesini beklemeden, yağmura karşı hazırlıklarımızı yaparak hızlıca yola koyulduk.
Şöyle ki, Kabak ve Alınca arasında birden fazla rota var. Bu yollar yaklaşık 2-3 km sonra birleşiyor. Kaldığımız yere yakın oluşu, zaman kısıtı ve yağan yağmurdan dolayı biz yukarıdan giden Likya yolunu takip ettik. Bu yoldan gideceklere uyarı: yolun başlarında, Lissiya denen otelden sonra, sol tarafınızdaki tepenin yamacından düşebilecek kaya/taş parçalarına dikkat edin. Biz geçerken, muhtemelen yağan yağmurdan dolayı, birkaç kaya parçası üzerimize doğru yuvarlandı. Tehlike atlattık, aman dikkat lütfen. Açıkçası koya daha yakın yerden başlayan diğer Likya yolu rotasını takip etmenizi öneririz. Yürüyüşçülerden öğrendiğimiz kadarıyla bu rotada bazı şelaleler de varmış, bu sayede onları da gezme fırsatı yakalayabilirsiniz.
Rota sizi ormanın derinliklerine kadar sokacak, ormanın tüm güzelliklerinin tadına varmanızı sağlayacak. Daralan patikalar, iki yandan eğilerek sizi selamlayan ağaçlar, yerdeki kurumuş ama yağmurun suladığı çam yaprakları, toprak kokusu ve ansızın sağınızda beliren Kabak koyu manzarası bunlardan bazıları.. Bir yandan da tatlı tatlı çıkış yapacaksınız Alınca’ya doğru.. Yağan yağmurun sebep olduğu toprak/taş kaymalarından dolayı bazı yerlerden geçmekte zorlandık. Buna rağmen, Ekim sonu Kasım başında yaşamın tüm canlılığını, doğanın tüm tonlarını görebileceğiniz bu yol bize göre rotamızın en güzel etabıydı. Uzun sürecek olan çıkış bir miktar sizi yorabilir ve moralinizi bozabilir, yılmayın. 2 saatlik bir yolculuktan sonra tepe noktasına, Alınca’ya varacaksınız. Hemen girişte bulunan Catchy kamping var, öncesinde keçileri sizi selamlayacak zaten.. Biz burada öğle molamızı verdik. Catchy kampingte bir yandan yorgunluk atarken, Yediburunlar manzarası eşliğinde yemek yiyebilir, mevsime göre sıcak/soğuk bir şeyler içebilirsiniz.
Biz Alınca’da kaldığımız süre boyunca tabiri caizse tüm mevsimleri yaşadık. Güneş varken, denizden yükselen hava/sis tabakasının bir anda yükselerek 5 dakika içerisinde şiddetli yağmur ve fırtınaya dönüşmesine tanıklık ettik. Bizim için gerçekten güzel bir deneyimdi. Bu noktadan sonra da 2 rota mevcut. Birisi kuzeyden Boğaziçi-Sidyma üzerinden Bel’e, diğeri ise güneyden sahil tarafından Gey üzerinden Bel’e ulaşan yol. Biz Gey’de kalmayı planladığımız için ikinci rotadan devam ettik. Alınca’dan sonra bu yola bağlanmak için asfalt yolu takip etmeniz gerekiyor. Bir süre sonra sağ tarafa, denize bakan dik yamaç boyunca sizi aşağıya doğru indirecek olan patikayı aman kaçırmayın. Bir miktar dikkatli olmanızı gerektiren bu iniş sizi kayaların bulunduğu, yağmur sularının denizle buluştuğu bir dere yatağına indirecek. Sonrasında yol rahatlayacak ve bir yandan yavaş yavaş genişleyen, tatlı tatlı yükselen patikadan devam ederken bir yandan da sağ tarafınızda kalan Cennet koyu manzarasının tadını çıkaracaksınız.
Sonrasında yol iyice düzleşerek iki tarafınızda bulunan zeytin ağaçların eşliğinde güzel bir sarnıca varacaksınız. Kısa bir yürüyüşten sonra rota sizi asfalt yola çıkarıyor. Yaklaşık yarım saat sonra da Gey köyüne ulaşacaksınız. Burada birden fazla konaklama seçeneği var. Biz bir miktar kendimizi ödüllendirmek ve yediburunlar manzarasında kahvaltı yapabilmek için daha öncesinde Lighthouse’da kalmayı planlamıştık. Vardıktan sonra duşumuzu alıp, üzerimizi değiştirdikten sonra hızlıca akşam yemeğine damlıyoruz. Alınca’da tanıştığımız, yürüyüşçü dostlarımız Emre ve Fırat güzel bir sürpriz yapıyorlar bize. Kaldığımız yere geliyorlar ve yemekten sonra geç saatlere kadar sürecek keyifli bir sohbete dalıyoruz.










Yorumlar
Yorum Gönder